Sosyal Medya

Şirketlerin Teknoloji Sınavı

Dave Carroll’ın adını bile duymamış olabilirsiniz ama United Airlines onu hiç tanımamış olmayı yeğlerdi. Kısa bir süre önce bir mart günü Carroll, bir United yolcusu olarak uçağının kalkmasını bekliyordu. Uçağın penceresinden dışarıyı izlerken gördüklerine inanamamıştı. Chicago’nun O’hare Havalimanın pisti üzerinde bagaj taşıyıcıları valizleri rastgele atıyorlar ve bazen de yere düşürüyorlardı. Bagajlar arasında gitar çantaları da vardı – ve Kanadalı bağımsız müzisyen ve şarkı yazarı Carroll, telaş içinde bu sağa sola atılan çantaların kendi gitarları olduğunu fark etmişti.

Carroll bir United uçuş görevlisini çağırmış ve ondan dışarıda olup bitenleri araştırmasını istemişti. Carroll daha sonraki bir söyleşide şöyle anlatmıştı. ‘Görevli elini kaldırdı ve ‘Benimle değil dışarıdaki kapı görevlisiyle konuşun’ dedi. Ondan sonra kiminle konuştuysam ya yapabileceği bir şey olmadığını ya da aldırmadığını söyledi.

Carroll, Omaha’da uçaktan indiğinde gitar çantasını açmış ve çok sevdiği Taylor gitarının ağır hasarlı olduğunu görmüştü. Şovuna yetişmek ve arka arkaya şova gitmek zorundaydı, dolayısıyla ancak 3 gün sonra United’la temasa geçip hasarı bildirebilmişti. United, Carroll’ın onarım için harcadığı 1200 ABD dolarını ödemeyi reddetmişti, zaman geçtikçe hasarın sorumlusunu saptamak zorlaştığından, şirket politikasına göre uçuştan 24 saat geçtikten sonra bildirilen hasarlar kabul edilmiyordu. Carroll’da talebini hasardan 3 gün sonra sunduğu için United, başka bir yerde oluşma olasılığı bulunan hasar bedelini ödemeyecekti.

Carroll aylarca uğraşmış ama hiçbir ilerleme kaydedememişti. Kasım 2008’de, yani olaydan 9 ay sonra, karar verme yetkisi olan biriyle görüşme fırsatı bulmuştu. Ama bu da bir sonuç getirmemişti. United temsilcisi, şirketin politikasından dolayı ellerinin bağlı olduğunu söylemiş ve nazikçe ama kesin bir olarak United’ın yapabileceği bir şey olmadığını eklemişti.

Şimdi, siz Carroll’ın yerinde yani haksızlığa uğramış, öfkeli bir müzisyen olsaydınız ne yapardınız? Olay hakkında bir şarkı yazardınız! Carroll daha fazlasını yapmış ve United Breaks Guitars (United Gitarları Kırıyor) adlı müzik videousunu You Tube’da yayınlamıştı. Artık kendini daha iyi hissediyordu ve aslında bir düzine insandan daha fazla izleyicisi olacağını tahmin etmiyordu.

Şarkı 7 Temmuz 2009’da You Tube’da yayınlanmıştı. 3 gün içinde video’yu 1 milyondan fazla kişi izlemiş ve Carroll’ın şarkısı bir virüs gibi yayılmıştı, 2009’un sonuna gelindiğinde, izleyenlerin sayısı 7 milyonu aşmış ve Carroll’ın başından geçenlerle ilgili yüzlerce haber yapılmıştı. (Bu arada artık bu olayın bir kitabı da var.) Aşağıdan o videoyu izleyebilirsiniz;

Doğal olarak United dehşete düşmüştü. Şirket hemen Carroll’la temasa geçmişti ve o da en büyük arsuzunun United’ın bagaj hasar politikasını değiştirmesi olduğunu belirtmişti. United’ın kurumsal iletişimden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olayı şöyle aktarıyor; ‘Bu durum ortaya çıkar çıkmaz Dave ile doğrudan temasa geçtik ve Neler oluyor birlikte anlamaya çalışalım dedik. Kendisini dinledik ve hemen 2 politikamızı değiştirdik. United’ın Dave Carroll’u dinlemeye hazır olması, dipten gelen öfke dalgasını dindirmeye yardımcı olmuştu. Carroll olayı anlatan samimi bir video bildirisi yayınlamış, United’ın durumu düzeltme amacıyla gösterdiği çabayı alkışlamış ve hatta United çalışanlarının profesyonelliğini övmüştü.

United  çok zor bir durumla karşı karşıya kalmıştı. Havayolları genellikle bagajları ve insanları hedeflerine, herhangi bir aksaklık olmadan ulaştırır, bir şeyler ters gittiğinde de durumu düzeltmek için elinden geleni yapar. Ama günümüzde, Dost göklerde uçun sözünün yerini United gitarları kırıyor’a bırakması için bir yetenekli insan yeterlidir.

Peki bu duruma nasıl gelindi? Bu örnek çok çarpıcı bir örnek ve milyonlar tarafından yakından izlenmiş ve halen de izleniyor çünkü artık Amerika’da United Breaks Guitars adli bir kitap var. Yani çok daha fazla insana ulaşma şansı var bu olayın. Burada söz konusu olan nedir? Yanıt hem basit hem de geniş kapsamlı. Güçte köklü bir değişiklik var artık. Bireyler de yani bizlerde artık görüşlerimizi dünyaya yayınlayabiliyoruz.

Bu değişiklik 3 eğilim nedeniyle ortaya çıkmıştır;

Daha çok insanın online olması; Sadece internete bağlanan insan sayısı değil, insanların online geçirdiği zaman ve yaptığı işler de hızla artmaktadır. Internetworld-stats.com’a göre tüm dünyada 1.8 milyar insan internette aktif. Yaygınlık oranı Afrika’da %6,8, Asya’da yaklaşık %20, kuzey amerika’da %75’e kadar yükselmektedir.

Sosyal sitelerin yaygın kullanımı; Bu zamanda YouTube’da en az bir video izlememiş bir internet kullanıcısı bulmak zordur. Yayılma çok çabuk olmuştu. Eylül 2006’da aktif internet kullanıcılarının sadece %32’si internette bir video izlemişten bu sayı Mart 2009’da %83’e ulaşmıştır. Sosyal ağ sitesi kullanımı da aynı şekilde büyüyerek tüm dünyadaki 18 – 54 yaş arası internet kullanıcılarının %27’sinden %63’üne yayılmıştır. Dolayısıyla online insanlar artık, zamanlarının orantısız bir bölümünü kendi yarattıkları içerikte geçirmektedirler.

Paylaşmanın yükselişi; son birkaç yıla, paylaşma kültürünün yükselişi diğer her şeyden çok egemen olmuştur. Paylaşma çabası, insanın çok derinine işlemiş bir davranış biçimidir ve her yeni teknoloji dalgasıyla – basılı yayın, telgraf, telefon ve e-posta- paylaşımı hızlanmakta, ucuzlamakta ve kolaylaşmaktadır.

Şimdiyse paylaşma yeni bir boyut kazanmıştır. Yaklaşık 5 yıl öncesine kadar, bir Web sayfası programlanmasını bilmiyorsanız paylaşmayı ancak e-posta yoluyla yapabiliyordunuz. Ve gönderdiğiniz e-posta sayısı çok fazla olduğunda itibarınızı kaybetmeye başlıyordunuz.

Şimdi online bilgi dağıtmak, herhangi bir cihaz (Web tarayıcısı, mobil, telefon hatta Tv) yoluyla erişebileceğiniz Facebook ve Twitter’daki arkadaşlarınıza güncel durumunuzu bildirmek kadar kolay. Örnek olarak insanların işleriyle ilgili düşündüklerini ele alın. Siz de işinizle ilgili konularda arkadaşlarınıza ve aile üyelerine yakınmışsınız ve sıkıntılarınızı paylaşmışsınızdır. Eskiden, çalışanlar bu tip yakınmalarla sadece yakın çevrelerini etkileyebilirlerdi.

Ama bugün bir kuruluşun içyüzünü öğrenmek istediğinizde http://www.glassdoor.com/index.htm ya da http://www.nasil1firma.com/ gibi bir siteye girmeniz yeterlidir. İş arayanlara  ya da zam görüşmesi yapanlara yardımcı olma amacıyla, çalışanlar isim vermeden şirketleri veya yönetimi değerlendirmekte, unvanlarını ve hatta maaşlarını paylaşmaktadırlar. İlk adım olarak, kontrolün sizin elinizde değil, müşterilerin, çalışanların ve ortakların elinde olduğunu kabul etmektir. Eğer kuralların ve rollerin net olduğu eski günlerin özlemini çeken yöneticilerdenseniz, birkaç dakika daha düşünün ve artık çalışmaya başlayın 🙂  Bu, gelip geçici bir moda değil, gittikçe güçlenmeye devam eden bir olgu. Serinin 3. videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz;

Yazar Hakkında

Nilay Karagülmez

Marmara Üniversitesi Arşivcilik bölümü mezunudur. Özel bir şirkette İnsan Kaynakları Direktörü olarak çalışmaktadır. Bilgi Üniversitesi'nde dersler vermektedir. Aynı zamanda www.tabletseminerler.com ‘da aktif olarak eğitimler vermektedir.
Bulletin Debate adinda kisisel gelisim ve liderlik mailleri yolladigi bir grubu bulunmaktadir.