Pazarlama

Pazarlama Değil Azarlama

Pazarlamak yada pazarlayamamak işte markaların tek derdi bu! Bilinir ki pazarlamanın 4P’side var 8P’side var. Hepsi önemli ama  bazen hepsi birden Papara da olabiliyor. Pazarlamacılar aslında, ‘toplumsal mühendis’ ve ‘davranış mimari’ olarak markalar aracılığıyla anlamlar üreten,kimi zaman da genel kabul görmüş anlamları yeniden tarif eden tasarımcılardır. Pazarlama mix’ini hepimizi biliyoruz zaten. Ürün, fiyat, tutundurma ve dağıtım. Ürünü çıkar fiyatını koy iletişim çalışmalarını yap dağıt gitsin. Beni genellikle  ilgilendiren nokta, tutunacak bir dalım olan tutundurmada oldu.Yani reklamda! Pazarlama ve reklam‘ın özel hayatına girecek olursak ilişkileri çok uzun süre vaad eden, sansasyonel hallerede girebilen iki kavramdır.İkiside birbirine muhtaçtır.Böyle aşk raflarda bile yok!   Konumuza gelince; Günümüzde markaların kendilerini vitrinleyerek satması oldukça zorlaşıyor. Rekabet çok seçim çok ama alan yok!  Eğer ürününüz diğer ürünlerden farklılaşmıyor ve bir adım öteye gidemiyorsa sağa çek dörtlüleri yak diyoruz. Yazının başlığındada belirttiğim gibi, reklam, ürünü yada markayı desteklemeyip satışları arttıramıyorsa tüketici o markayı  bir nevi azarlıyor demektir.Hemde kötü  bir azarlama ile.Yani o ürünü almamak! Ürün zaten pazarlanamıyorsa kötü bir şekilde azarlanıyor demektir. Bu azarlamayı patron reklamverene yapmadan tüketici en başta yapıyor olacaktır zaten.         O yüzden iletişim çalışmalarını doğru bir şekilde,zamanında, etkili,iyi bir strateji ve farklılaştırıcı noktalara giderek yapılmalıdır.Reklam pazarlamayı doğru tasvir etmelidir. Reklamı günümüzün janjanlı tanıtımlı kelimelerinden çok, eski birkaç örnekler ile belirtmek istiyorum;
Bir hikaye vardır, reklâmcılar iyi bilirler. Dünyaca ünlü petrol şirketi Shell’in Amerikalı yöneticileri Vatikan’da Papa ile yalnız görüşmek istemişler. Dışardakiler merakla odadan gelen sesleri dinliyorlarmış. “Kabul ederseniz bir milyar dolar veririz”. Papa, “Hayır kabul edemem” diyormuş. Yöneticiler ısrarla teklif bedelini arttırıyorlarmış. 2 milyar dolar…5 milyar dolar…..10 milyar dolar…..Papa yine de, “İmkansız, olamaz” diye diretiyormuş. Kapıda tartışmayı dinleyen kardinaller dayanamayarak odaya girip Papa’ya “Bu paraya ihtiyacımız var, niçin kabul etmiyorsunuz?” dediklerinde Papa’nın cevabı; “Amerikalı dostlarımız, bütün kiliselerde okunan dualardan sonra papazlarımızın (Amin) yerine (Shell) demelerini öneriyorlar. Nasıl kabul ederim” olmuş.
Markanın kendisini pazarlaması ve dini ayartması hiç etik olmamakla birlikte, bu zamanda kızların bile ahlaksız teklifler ettiğini biliyorsak, Shell yöneticileri de zamanında en ayartıcı teklifi yapmıştır diyebiliriz. Öte yandan da ünlü Fransız pop şarkıcısı Michel Polmareff, Olympia’da verecegi bir konser için poposunun fotografını çektirmiş; Paris’in bütün caddelerinin duvarlarına astırdıgı afişlerinde; “Kıçımı burada seyrediniz. Sesimi Olympia’da dinleyiniz.” yazdırmıştır. Popo ön planda olsada burada tek amaç reklâmdır yani bir nevi pazarlamak. Aynı zamanda konserin bilet satışlarınıda bu durum oldukça etkilemişti.Bir sanatçının poposu ile reklamını yapması ve bunu bilet satışlarına entegre ederek pazarlaması fark edilesi bir olay oldu. Farklılaşmak işte önemli nokta bu! Markaların,ürünlerin veya sanatçıların derdi tasası kendilerini pazarlamaları için farklılaşmaları gerekli. (Türkiye şartlarında etik ve ahlaki koşullar içerisinde tabi 🙂 ) Çünkü herşeyden aynıyı her kategori kaldıramaz. Mutlaka farkedici,hitap edici noktaları biraz da olsa farklı olmalıdır. Ürünün kendisini pazarlayabilmesi için ürünün farkının faydası doğrtultusunda tüketiciye hangi anlamda katkı veya yarar sağlayacak öncelikle bunun saptanması gerekli.Sonra tutundurma çalışmaları doğrultusunda reklam faaliyetleri kullanılmalıdır. Unutulmaması gerekir ki marka bir vaad dünyasını temsil eder.Yani ürün aklınıza,kalbinize ve cebinize hitap etmelidir. Halkla ilişkiler,reklama,reklam,pazarlamaya sonra hepsi birden markaya… Aşçı uşak hizmetçi benzetimi gibi oldu değil mi? Reklam – Pazarlama – (Halka ilişkiler). Halka ilişkiler markanın sonradan adapte edeceği veya önceden kazandırıcı noktalarda devreye giriyor. Halka ilişkiler hikaye anlatma sanatı ile olaya devredici bir anlam kazandırabilir. Reklamda ürün ve hizmet ön plandadır.PR ise şirketin tanıtımını yapar ve imajını sağlamlaştırır. Bazen hoş ama boş pr çalışmaları yüksek topuklu sarışın kızlar ile tasnif edilsede yinede yadsınamaz bir kavram olarak devam edecektir. Reklam her zaman toplumsal yapının bir tür yansıması olmuştur.T üketici moronun teki değildir.Ailenizden biridir hatta karınızdır.Bir slogan ve birkaç yavan sıfat ile ona herhangi birşeyi satın aldıracağını sunmakla,zekasına hakaret etmiş oluyorsunuz. Tüketici verebileceğiniz her bilgiyi ister. Eksik ve yanlış şeyler kabul etmez. Günümüzde sosyal medya ve şikayet siteleri o kadar popüler bir yerdeki, suni gözyaşınızdaki yaşa bakmaz anında olumsuz bildirimleri ile markanızı eleştrileri ile damgalar ve azarı işitirsiniz. Elden ayaktan değil raftan ve piyasadan keser sizi. Çünkü tüketici acımasızdır. Bir de markalar kendilerini pazarlayabilmesi için sürekli fiyat indirimleri vs. kampanyalar yapıyor.Sürekli fiyat indirimi, ürünü tüketicinin gözündeki itibarını düşürür.Her zaman indirimde olan bir ürün arzulanabilir bir ürün olabilir mi? bence olmaz.  Öte yandan da reklama karşı çıkanlara veya sevmeyenlere, yahu ne gerek var ki? diyenlere şunu söylemek isterim; Reklam kaldırılsaydı,bir yandan tasarruf yapıp bir yandan da daha çok harcamak zorunda kalırdık.Örneğin, Newyork Times gazetesi hiç reklam almasaydı pazar günleri bu gazeteyi almak için bir servet ödemek zorunda kalırdık değil mi ? Reklam insanların tüketme gücünü besler. Reklam markaların pazarlama kalitesini temsil eder. Pazarlama kavramları ile ilgili eğlenceli bir anektod paylaşmak istedim sizinle. (Bileniniz vardır muhakkak) Bir profesör, yüksek lisans öğrencilerine pazarlama kavramlarını anlatıyordu: 1. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz ve yanına giderek "Çok zenginim. Evlen benimle!" dediniz. Bu, doğrudan pazarlamadır. 2. Bir grup arkadaşınızla katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz. Arkadaşlarınızdan biri kızın yanına gitti ve sizi işaret ederek kıza "O çok zengin. Evlen onunla!" dedi. Bu, reklamdır. 3. Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz ve yanına gidip telefon numarasını aldınız. Ertesi gün arayıp "Çok zenginim. Evlen benimle!" dediniz. Bu, tele-pazarlamadır. 4. Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz. Kalkıp kravatınızı düzelttiniz, ona doğru yürüyüp içkisini tazelediniz, arabanın kapısını açtınız, çantasını düşürünce eğilip aldınız, küçük bir gezinti teklif ettiniz ve sonra "Bu arada ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?" dediniz. Bu, halkla ilişkilerdir. 5. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanınıza geldi ve "Duyduğuma göre çok zenginmişsiniz. Benimle evlenir misiniz?" dedi. Bu, marka bilinirliğidir. 6. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp "Ben çok zenginim. Evlen benimle!" dediniz. Suratınıza okkalı bir tokat yapıştırdı. Bu, müşteri geri-bildirimidir. 7. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp "Ben çok zenginim. Evlen benimle!" dediniz. O da sizi kocasıyla tanıştırdı. Bu, arz-talep uyuşmazlığıdır. 8. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaştınız, ama siz bir şeyler söyleyemeden önce biri gelip ona "Ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?" dedi ve kız onunla gitti. Bu, sizin pazar payınıza göz koyan rekabettir. 9. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp "Ben çok zenginim, evlen benimle!" diyecekken karınız geldi. Bu, yeni pazarlara girememektir.
“Teneffüs ettigimiz hava, oksijen, azottan ve reklâmdan meydana gelmiştir.” - Robert Guerin
Serkan Eskalen - Sosyal medya uzmanı

Yazar Hakkında

Serkan Eskalen

Bahçeşehir Üniversitesi ve Anadolu üniversitesi’nin Pazarlama bölümü ve işletme fakültesini bitirdikten sonra, Bahçeşehir üniversitesi iletişim fakültesi son sınıf Reklamcılık bölümünde eğitim hayatına devam ediyor. Müzik ve sanat camiasını yakından takip ediyor.Proaktif bir insan.Dijital ve sosyal mecra yöneticisi.
Platonik teknoloji tutkunu ve trend takipçisi.

  • lifecoder

    Price is what you pay , value is what you get 

  • Ekrem

    harika bir yazı olmuş!