Sosyal Medya

Dr. Özgür Uçkan ile Sansür Üzerine [Röportaj 3. Bölüm]

Röportajımızın birinci bölümünde sansür ve sansürün tarihi ikinci bölümünde güvenli internet konularını ele almıştık. 3. ve son bölümümüzde #SOPA, #ACTA, Devrim sırasında Mısır’da gerçekleşen karartma ve sosyal medyanın buna getirebileceği çözümleri konuştuk. Röportajımıza 8. sorudan devam ediyoruz.

Röportajımızın birinci bölümünde sansür ve sansürün tarihi ikinci bölümünde güvenli internet konularını ele almıştık. 3. ve son bölümümüzde #SOPA, #ACTA, Devrim sırasında Mısır'da gerçekleşen karartma ve sosyal medyanın buna getirebileceği çözümleri konuştuk. Röportajımıza 8. sorudan devam ediyoruz. 8.   İnternet filtresi sadece Türkiye'de değil Avrupa'da hatta Amerika'da bile tartışmalara yok açtı. Son dönemlerde Amerika'da #SOPA adı verilen bir uygulama var. Hatta dünyanın bir numaralı domain register firması GoDaddy'nin #SOPA ile ilgili bir problemi olmuştu. #SOPA nedir ve neyi amaçlar ? SOPA, yani “Stop Online Piracy Act” adıyla ABD Kongresi’ne sevk edilen “Çevrimiçi Korsanlığı Önleme Yasası” taslağının kısaltması... SOPA, geçen yıl Kongre’den geri dönen COICA'nın (Combating Online Infringement and Counterfeits Act – Çevrimiçi Telif hakkı İhlalleri ve Taklitlerle Mücadele Yasası) ısıtılıp yeniden piyasaya sürülmüş hali… Başta Holywood olmak üzere telif hakkı lobileri tarafından desteklenen Temsilciler Meclisi üyesi Lamar Smith tarafından gündeme getirildi. Yasa taslağı ABD Adalet Bakanlığı'nın ve telif hakkı sahiplerinin yasal yetkilerini neredeyse uçsuz bucaksız bir biçimde genişletiyor ve daha da vahimi, bu yetkileri uluslararası hukuk kurallarını çiğneyecek bir biçimde küreselleştiriyor. Böylece sadece telif hakkını ihlal edeni değil bu ihlali "kolaylaştıran" siteleri de engelleyebilecekleri bir mekanizma yaratılıyor: Yani sadece link vermek bile kapatılmak ve reklam ağlarından dışlanıp, Pay Pal gibi ödeme sistemlerindeki paralarınıza el konulması için yeterli.  Üstelik bu taslak, sadece telif hakkı sahiplerinin değil, bu yayınlardan zarar gördüğünü iddia eden herhangi bir hizmet sağlayıcının de davaya dahil edilmesini mümkün kılıyor. Taslak, özellikle ABD dışındaki siteleri hedeflediği için, ABD'nin hukuksal yetkisinin ölçüsüz biçimde genişletilmesi sonucunu doğuruyor ve bu özelliğiyle diğer ülkelerin hukuksal bağımsızlığına da bir tehdit oluşturuyor. Ama yasa taslağına karşı, Google, Facebook, Twitter, AOL, eBay gibi şirketlerden internet konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarına geniş bir kesime yayılan çok güçlü bir cephe oluştu. Bu cephe, yasanın ABD Anayasası'nın 1. maddesini ihlal ederek ifade özgürlüğüne kast ettiği; kara listeler hazırlayarak, internet hizmet sağlayıcılarını sürece zorla dahil ederek internet sansürüne yol açacağı ve bu hizmetlerin sekteye uğrayacağı; internet endüstrisinin onulmaz zararlar göreceği; özgür yazılım hareketinin engelleneceği; kullanıcıların birer yayıncı haline geldiği web 2.0 yapısının sakatlanacağı; internet güvenliği konusunda ciddi zaaflar oluşacağı ve “deep packet inspection” gibi teknolojilerle mahremiyet ihlallerinin gündeme geleceği; yasanın korsanlığı önlemekte etkisiz kalacağı; yasa çalışmalarının demokratik şeffaflıktan uzak olduğu; özellikle de telif hakkı lobilerinin müphem çıkarlarının insan haklarının önüne koşularak yasamanın yozlaştırıldığı eleştirileriyle bu girişimi topa tuttu. ABD hukuksal yetkisinin genişletilmesi tehdidi ise bu tepkinin küresel boyuta yayılmasıyla sonuçlandı. Tepkiler sonucunda yasa şimdilik geri çekildi. Muhtemelen sulandırıp geri getirecekler. Bu girişim ABD hukukunun tüm dünyaya dayatılmasından başka bir şey değil. Çünkü alan adı sağlayıcının ABD hukukuna tabi bir yerleşimde bulunması yasanın uygulanması için yeterli. Bilindiği gibi bütün “com”, “org” ve “net uzantılı alan adları ABD’de yerleşik şirketler tarafından kayıt altına alınıyor. Yasa çıkarsa, internet sitenizin veya herhangi bir internet paylaşımınızın bu düzenleme çerçevesinde engellendiğini, hatta daha ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kaldığınızı görebilirsiniz. Yani SOPA’nın ucu hepimize dokunuyor! 9.   Neden domain sahipleri Go Daddy'den domainlerini çekmeye başladı, bu bir çözüm müdür ? SOPA, karşıtları tarafında “bildiğimiz haliyle internetin ölümü” olarak adlandırılıyor. Yasa internetin bütünlüğünü ve tarafsızlığını ortadan kaldırmaya odaklandığı için özellikle internet endüstrisini tehdit ediyor. Dolayısıyla Godaddy’ye karşı başlatılan boykot, ibretlik bir eylem ve  görüldüğü gibi gayet de etkili. Sonuçta Godaddy yasadan desteğini çekmek ve bunu açıklamak zorunda kaldı. Bugünlerde buna EA, Sony gibi firmalar da katıldı. Kaspersky yasayı destekleyen BSA’dan çekildiğini açıklamıştı... Bu da dersin alındığını gösteriyor. İnternetin doğasına karşı bir saldırı söz konusu ve siz de bir internet kullanıcısı olarak bu saldırıya destek verenlerle iş ilişkilerinizi bitirip onlara bir ders verebilirsiniz. Bu “kullanıcı hakkınızın” bir parçasıdır. Bence Godaddy boykotu gayet de güzel bir çözüm oldu! 10.  Son dönemlerde birde #ACTA tartışması var. ACTA nedir ve neyi amaçlar ? ACTA, yani “Anti-Counterfaiting Trade Agreement” (Sahteciliğe Karşı Ticaret Anlaşması), teklif hakkı lobileri ve onların etkisi altındaki ABD Ticaret ve Dış ilişkiler otoritelerin bir çok ülkeye dayatmaya çalıştığı uluslararası bir anlaşma. İnternetin telif hakkı koruması için denetim altına alınması fikri üzerine kurulu ve bu amaçla devletleri internet akışını, özellikle de P2P ağlarını kontrol edebilecekleri sistemler kurmaya ve bu sistemleri telif hakkı lobileriyle birlikte kullanmaya teşvik ediyor. Anlaşma görüşmeleri tamamen kapalı kapılar ardında yürütülüyor. Ama internet çağında hiç bir şey gizli kalamadığı için bu görüşmeler de ortalığa sızdı (WikiLeaks sağ olsun). Bu sızıntılar, ABD’nin bir çok ülkeye kendi yazdığı telif yasalarını empoze etmeye çalıştığını gösterdi. Bu sızıntılar yüzünden İspanya’da geçirilmeye çalışılan telif yasası oybirliğiyle reddedildi. ACTA’nın oluşturmaya çalıştığı uluslararası konsensüs dağıldı. Avrupa Komisyonu P2P ağları başta olmak üzere internetin telif hakkı koruması amacıyla filtrelenemeyeceğini karara bağladı. Ama elbette lobiler ellerinden geleni yapmaya ve geçen yüzyılda kalması gereken zavallı varlıklarını sürdürmeye çabalıyorlar... 11.   İsmi ülkelere göre, #SOPA, Güvenli İnternet v.b. olarak farklılık gösterse de güçlenen internet dünyası ve bilgi akışıyla birlikte dünyada ki devletler bu gücü kontrol etmeye çalışıyor. Sizce başarılı olacaklar mı ? Bence olamayacaklar. Ama bu savaşın daha da kızışacağını öngörmek mümkün. “İnternet: Yeni savaş alanı” başlıklı bir yazımda bu savaşı şöyle anlatmıştım: “İnternetin şafağında dile getirilen öngörüler gerçekleşiyor: İnternet giderek bir savaş alanı haline geliyor. Dijital öncüler yerini dijital yerlilere bırakmaya, yani internet nüfusu fiziksel dünyayla örtüşmeye başladığından bu yana hükümetler, uluslararası kuruluşlar, kurumsal dünya ve internet vatandaşları, “netdaşlar” bu alanın egemenliği için kıyasıya bir mücadele içinde. Elektronik casusluktan sistem saldırılarına, gözetim tekniklerinden erişim engellemeye, sansür ve filtre çabalarından interneti ulusal sınırlar içerisine kapatma veya BM türü uluslararası bir otorite oluşturma sevdasına, devletler ve endüstriyel kompleks her yolu deniyor. Bunun karşısında da, ağın gayrimerkezi yapısından güç alan mahremiyet koruma, anonimleştirme, kriptolama, sanal veri limanları, derin ağ gibi “görünmez internet projeleri”, yani savunma hattı ve çok çeşitli karşı saldırı teknikleri netdaşların kullanımına açık. Elektronik Ufuklar Vakfı’nın kurucularından ve ağ toplumunun öncü teorisyenlerinden John Perry Barlow, 1996’da “Siber Mekanın Bağımsızlık Bildirgesi”ni yayınladığından beri, bu yeni evrenin bir çatışma alanı olacağını öngörüyordu. Bildirgenin ilk satırları zaten bir savaş ilanı gibiydi: “Endüstriyel dünyanın hükümetleri, siz etten ve çelikten yapılmış yorgun devler, ben Siber Mekan’dan, zihnin yeni evinden geliyorum. Gelecek adına, geçmişten gelen sizlerden bizi rahat bırakmanızı istiyorum. Aramıza hoş gelmediniz. Bir araya geldiğimiz bu yerde sizin hiçbir egemenliğiniz yok.” Bu satırlar, çoğu akademisyen ve medya tarafından “hayalcilik” ve “siber ütopyacılık” olarak nitelenmişti. İnternetin giderek kurumsal bir yapıya bürünmesi, ardı ardına gelen baskıcı düzenlemeler de onları haklı çıkarır gibiydi. Ama birileri bu “hayalperestleri” ciddiye almıştı: “Derin kuruluş” RAND, 1997’de John Arquilla ve David Ronfeldt’in bir raporunu yayınladı: “Athena’nın Kampında” 2001’de ise aynı ikiliden bir başka rapor geldi: “Ağlar ve Ağ Savaşları: Terör, Suç ve Militanlığın Geleceği”. Bu raporlar, ABD’nin, gerek diğer devletlere, gerekse her türlü muhalif inisiyatife karşı bir enformasyon savaşına hazırlandığını gösteriyordu. Nitekim Barlow, 2010 sonunda, Wikileaks yayınlarına karşı ilk saldırılar ve savunma hareketleri başladığında Twitter’dan şu mesajı geçmişti: “İlk ciddi enformasyon savaşı başladı. Savaş alanı Wikileaks, sizler de ordularsınız.” Hemen ardından Arap isyanları patlak verdi. Özelikle sosyal medya, P2P ve I2P, “Freenet”, “Tor / onionspace”, “HavenCo” gibi, internetin denetim dışı “karanlık” yüzü, her türden muhalif sivil hareketin ayrıcalıklı platformlarından biri haline geldi. Aslında, kripto anarşistler, “hactivist”ler, siber punklar vb. internetin başından beri oradaydılar zaten. Zapatistalar, Seattle DTÖ protestoları, Filipinler sanal mitingleri vb. yaşanmıştı. Ama bu hareketlerin kitlelerle buluşmaları için zaman geçmesi gerekti. Bu gelişmeler, devletler ve endüstriyel kompleksleri ürküttü elbette; ama öte yandan yıllardır da bugünlere hazırlanıyorlardı. Cephanelikleri, sadece ifade özgürlüğü, mahremiyet ve bilgi edinme hakkı karşıtı düzenlemelerden, “bulut bilgiişlem”, telif hakkı lobileri gibi kurumsallaştırma, ticarileştirme ve merkezileştirme çalışmalarından ibaret değil: “Derin paket denetimi” (DPI), kuantum kripto kırma çalışmaları gibi yasadışı dinleme ve izleme teknolojilerinden Çin (Ateş) Seddi, zorunlu filtreleme, hizmet sağlayıcıları üzerinden merkezi denetime pek çok saldırgan girişim de var, başvurulan yöntemler arasında. Bir yandan da, ABD yönetiminin iki yıldır bilinçli bir şekilde yürüttüğü dezenformasyon faaliyetinde örneğini gördüğümüz gibi, hükümetler interneti ve bu arada dijital aktivizmi zaten denetim altında tuttukları, fonladıkları, kullandıkları yolunda verimli bir komplo teorisi zemini yaratıyorlar. Amaç, bu platformları kullanan muhalif hareketleri itibarsızlaştırmak. Ama gerçek çok başka: Ürküyorlar; çünkü ipin ucunu çoktan ellerinden kaçırdılar ve çabaları, ister sözde hukuki ister teknolojik olsun, anında boşa çıkarılıyor. Buna, Ahmet Şık’ın basılmadan yok edilmek istenen kitabı “İmamın Ordusu” internetten okunma rekorları kırdığında, bu sivil itaatsizlik eyleminde de tanık olduk. Çıta giderek yükseliyor: Artık “Büyük Birader”in her adımı “küçük biraderler” tarafından izleniyor ve hiçbir şey gizli kalmıyor! Dezenformasyonla enformasyon, gösteri ile hakikat arasındaki bu savaşın cephesi ise sadece ağlar değil, zihinlerimiz.” (http://www.gennaration.com.tr/yazarlar/internet-yeni-savas-alani/) 12.  Arap Baharı sırasında Hüsnü Mübarek interneti kesmişti ama isyandan bir süre sonra bunu yaptılar. Hüsnü Mübarek Mısır'a komşu olan devletler tarafından fikri olarak da desteklenen bir liderdi buna rağmen sizce neden interneti geciktirerek kestiler ? Evet, 28 Ocak 2011‘de Mısır iktidarı internetin kısa tarihinde bir ilki dünyaya yaşattı: 27 Ocak 2011 saat 22.28’den (UTC) başlayarak, Mısır Hükümeti, tüm internet iletişimini, cep telefonu iletişimini, sabit telefon hatlarını, bu kanallardan akan her türlü veri ve ses iletişimini kesti! Yani denetleyemedikleri uydu iletişimi dışındaki her şeyi...  İnternet 2 Şubat 2011 tarihinde “normal” sansürlü haline dönene kadar, koskoca ülke küresel ağda bir kara deliğe dönüştü! Bu bir ilk. Bunun iki nedeni var: ilki, milyonlara ulaşan öfkeli protestocular arasındaki iletişimi kesmek; ikinci nedeni ise Mısır’ı dünyadan kopararak isyanı sert bir şekilde bastırma serbestliği kazanmak. Ayrıca bu kesinti sırasında, Mısır hükümetinin gerek internetin kesilmesi gerekse muhaliflerin internet faaliyetlerinin izlenmesi için, aynı zamanda Pentagon’la da çalışan “Narus Insight” adlı bir ABD’li şirketle çalıştığı duyuldu.  Bu şirket, VoIP, mobil iletişim vb. dahil tüm internet iletişiminde içerik filtrelemesi ve içerik sahiplerinin gerçek kimliklerinin açığa çıkarılması gibi işlevleriyle bilinen “gerçek zamanlı internet trafik istihbaratı”, “derin paket sorgulaması” (DPI - Deep Packet Inspection) gibi teknikleri Mısır Hükümetinin denetimindeki Mısır Telekom şirketine satmış. Wikileaks’in son “casus dosyaları” (Spy Files - http://wikileaks.org/the-spyfiles.html) yayınında, hükümetlere bu tür casusluk sistemleri satan güvenlik sektörünün karanlık tarafları aydınlatılıyor. Narus, bu tip şirketlerden sadece biri. Çoğunu iyi tanıdığınız bir çok şirketi o dosyalarda bulabilirsiniz. Ama sonuç olarak bu önlem hiç bir işe yaramadı. Çünkü Mısırlılar, internet faks köprüleri, amatör radyo, uydu telefonlarıyla kurulup paylaşılan gayrimerkezi ağlar gibi “eski” tekniklerle (low tech), sesi yazıya, yani tweet’e dönüştüren uygulamalarla bu kesintiyi bile aştı. Bu arada Mısır borsası çökmekle meşguldü. Bir ülkenin tüm iletişimi kesmesi, kendi başına bir darbe sayılır.  Bu olay bundan sonra çok tartışılacak. İnternetin anlık kesintisinin bile bir ülkenin ekonomisine ne kadar büyük bir zarar vereceği biliniyor. Nitekim daha sonra OECD bu zararın milyar dolara ulaştığını açıkladı. Mübarek bugün ülke ekonomisini bu kesintiyle zarara uğratmaktan da yargılanıyor. Tüm ekonomi internet kullanıyor. Demek ki karşımızda bunu yapabilecek kadar umutsuzluğa kapılmış, panik içinde bir iktidar var. Kesintinin görece geç gelmesinin nedeni açık. Çünkü bu kadar çılgın bir önleme ancak korkudan çıldırmış bir iktidar son çare olarak başvurabilir. Bunu Libya’da Kaddafi yaptı daha sonra (o ekonomik etkileri azaltmak için gündüzleri açıp geceleri kapatıyordu interneti). Dolayısıyla bundan sonra bu önleme pek de sık başvurulduğunu göremeyeceğiz. İktidarlar daha çok, DPI gibi tekniklerle interneti gerçek zamanlı olarak izleyip muhalif bilgiyi kontrol etmeye ve akışı kesmeye çalışıyor. İşleri zor. Çünkü interneti tamamen kesmeden (hatta o zaman bile) bu akışı tamamen kontrol etmek çok zor. Müthiş “Ateş Seddi” ile Çin bile bunu tamamen başaramıyor... 13.  Sosyal medya yukarıda bahsettiğimiz sorunlara nasıl bir çözüm yolu sağlıyor ? Sosyal medya, herkesi yayıncı haline getiren Web 2.0 dünyasının öncü boyutu. Gerçek zamanlı bir bilgi akışını neredeyse kontrol edilemez bir biçimde ve sınır aşan bir yapıda herkesin erişimine açıyor. O yüzden son dönemdeki bütün toplumsal hareketlerde sosyal medyanın ciddi bir işlev yerine getirdiğini görüyoruz. İletişim her zaman toplumsal hareketlerin asli bir parçasıdır. Bu hep böyle oldu. Telgraf olmadan Ekim Devrimi’ni yapmak biraz zor olurdu. Ama internetin, özellikle de sosyal medyanın farklı boyutları da var: Sosyal medya tipik bir çoktan çoka etkileşim alanı. Bu da onu sadece bir iletişim platformu olmanın ötesine taşıyor. Sosyal medya, sadece iletişim amacıyla değil, örgütlenme amacıyla da kullanılıyor. Herhangi bir eylem, sosyal medya sayesinde öngörülemez bir biçimde herhangi bir yerde geniş kitlelerin katılımıyla gerçekleştirilebiliyor. İktidarların son zamanlarda sosyal medyayı kontrol etmekte bu kadar hırslı davranmaları da Arap Baharı’ndan, küresel işgal hareketlerinden, Öfkeliler Hareketi’nden ders çıkardıklarını gösteriyor. Ama zor, işleri zor 🙂 14.  İnternetin kesildiği, telefon şebekelerinin karartıldığı bir ortamda iletişim nasıl sağlanabilir ? Bunun bir çok yolu var. Mısır örneğinde gördüğümüz amatör radyo (hamradio) kullanımı, anonim chat ortamları (IRC), internet faks köprüleri (telefax) gibi eski teknolojiler işe yarayabilir. Ama tam bir kesintide dağıtık yerel ağlar (mesh) çözümleri işe yarayabilir. Bu konuda vakti zamanında Burak Arıkan’ın vakti zamanında yazdığı harika bir yazı var: “Askeri Darbe Olursa Nasıl İletişim Kurarız?”, http://dugumkume.org/askeri-darbe-olursa-nasil-iletisim-kurariz ... Ayrıca OpenMesh projesine de bir göz atılabilir: http://www.openmeshproject.org/# Buradaki fikir, yerel olarak kendi ağınızı kurmanız, sonra bunları birbirine bağlamanız ve yurt dışına çıkmanız. Detayına girmeyeyim. Verdiğim kaynaklar yeterli olur... İlginize çok teşekkür ederiz. Rica ederim. Ben teşekkür ederim... * Röportajımız 3. bölümüyle burada sonra eriyor. Röportaj serimize mail ve sosyal medya üzerinden teşekkür eden bütün ziyaretçilerimize teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Yazar Hakkında

Salih ÇAKTI

Founder of Digi Kitchen